Koray
New member
Bir noktada Murat gülerek:
“Sen her şeyi insan ilişkilerine bağlıyorsun,” dedi.
Elif de:
“Sen de herkesi haritanın üzerine yerleştiriyorsun,” diye cevap verdi.
İkimiz de güldük.
Fakat bu küçük atışmanın aslında Diyarbakır tarihini anlamak için güzel bir anahtar olduğunu düşündüm.
Çünkü şehirlerin tarihini yalnızca savaşlar, hükümdarlar ve fetihlerle okumak eksik kalabilir. Aynı şekilde yalnızca insanların gündelik yaşamına bakıp siyasi ve coğrafi şartları göz ardı etmek de tabloyu tamamlamaz.
Bir şehrin hikâyesi hem stratejiyi hem insan ilişkilerini içerir.
Amida Höyüğü Bize Başka Bir Şey Söylüyor
Araştırma sırasında bizi en çok etkileyen yerlerden biri de Amida Höyük oldu.
Diyarbakır Valiliği’nin verdiği bilgilere göre Amida Höyük, şehir surları içerisinde yer alan ve bilinen en eski yerleşim alanlarından biri. Buradaki yerleşimin MÖ 7000 civarında başladığı ve günümüze kadar devam ettiği belirtiliyor. Kazılarda tarih öncesi dönemlerden Yeniçağ’a kadar uzanan çeşitli buluntular ortaya çıkarılmış. Diyarbakır Valiliği
Bunu okuyunca Murat telefonu masaya bıraktı.
“Düşünsene,” dedi. “Bir insanın burada yaşadığı zamandan bugüne binlerce yıl geçmiş.”
Elif sessiz kaldı.
Sonra şöyle dedi:
“Ve biz bugün o şehre hangi isimle hitap edeceğimizi tartışıyoruz.”
Bu cümle bence hikâyenin en güzel noktalarından biriydi.
Çünkü şehir bizden çok daha yaşlı.
Biz ona bir isim veriyoruz, başka bir nesil başka bir isimle anıyor, başka bir dil başka biçimde söylüyor.
Ama taşlar kalıyor.
Surlar kalıyor.
Dicle akmaya devam ediyor.
Ve şehir, bütün bu isimlerin arasından kendi hikâyesini taşımayı sürdürüyor.
Diyarbakır Adını Ne Zaman Aldı?
Gelelim bugünkü isme.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Diyarbakır sayfasına göre şehir, 10 Aralık 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile bugünkü “Diyarbakır” adını aldı. Bakanlığın aktardığı bilgiye göre Atatürk’ün 1937 yılında halka yaptığı bir konuşmada şehrin adından Diyarbakır olarak söz etmesi de bu süreçle bağlantılıdır. Diyarbakır Kültür ve Turizm Müdürlüğü
Burada da isim değişiminin yalnızca bir kelime değişikliği olmadığını görmek mümkün.
Çünkü Cumhuriyet döneminde idari ve kamusal dil yeniden şekillenirken şehir adlarının standartlaşması da bu dönüşümün parçalarından biri oldu.
Böylece Diyarbekir ve benzeri tarihî kullanımların yanında, bugün resmî olarak kullandığımız Diyarbakır adı yerleşti.
Ama eski isimler tamamen yok olmadı.
Tarih kitaplarında,
arşiv belgelerinde,
edebî eserlerde,
yerel hafızada
ve insanların anlatılarında yaşamaya devam ettiler.
Belki de bu yüzden “Diyarbakır’ın kaç adı var?” sorusunun cevabı yalnızca altı kelimelik bir liste değildir.
Bu soru aslında:
“Bu şehir kaç farklı dönemin hafızasını taşıyor?”
sorusuna dönüşüyor.
Peki Gerçekten Kaç Adı Var?
Şimdi baştaki soruya dönelim.
Tarihî kaynaklarda ve resmî kültür kaynaklarında öne çıkan adları sıralarsak:
Amid
Amida
Kara-Amid
Diyar-Bekr
Diyarbekir
Diyarbakır
Bunlar, Diyarbakır için tarih boyunca kullanılan başlıca adlar olarak karşımıza çıkıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı da bu isimleri birlikte zikrediyor. Diyarbakır Kültür ve Turizm Müdürlüğü
Fakat “kesin olarak sadece altı adı vardır” demek yerine, “başlıca tarihî adları arasında altı önemli kullanım bulunur” demek daha sağlıklı.
Çünkü farklı kaynaklar farklı dönemlerin yazım ve dil özelliklerini öne çıkarabilir.
Üstelik şehir adlarının tarihini araştırırken bir başka mesele daha vardır: Bir adın resmî olmasıyla halk arasında kullanılması aynı şey değildir.
Bir şehirde resmî belgede bir isim bulunabilirken, insanlar günlük hayatta başka bir biçimi kullanabilir.
Bu durum Diyarbakır gibi binlerce yıllık geçmişe sahip şehirlerde daha da anlamlıdır.
Bir Şehrin Birden Fazla İsmi Olması Ne Anlatır?
Bence hikâyenin asıl ilginç tarafı burada başlıyor.
Bir şehrin birkaç adı olması, onun “kararsız” bir şehir olduğunu göstermez.
Tam tersine, çok katmanlı bir geçmişe sahip olduğunu gösterir.
Diyarbakır’ın adı;
Antik çağların Amid/Amida dünyasından,
ortaçağdaki Diyar-Bekr kullanımına,
Osmanlı döneminde görülen Diyarbekir biçimine,
modern Türkiye’deki Diyarbakır adına
uzanan uzun bir çizgi oluşturuyor. İranica Online+1
Bu çizgi üzerinde sadece devletler yok.
Tüccarlar var.
Çiftçiler var.
Zanaatkârlar var.
Dinî topluluklar var.
Farklı dilleri konuşan insanlar var.
Aynı sokakta farklı hayatlar yaşayan aileler var.
Ve bütün bunların üzerinde, zamana direnen bir şehir var.
Sonra Masadaki Soru Değişti
Sohbetin sonunda Murat tekrar telefonu eline aldı.
“Başta ne soruyorduk?” dedi.
“Diyarbakır’ın kaç adı var?” dedim.
Elif gülümsedi.
“Artık o soru biraz küçük kaldı.”
Haklıydı.
Çünkü artık asıl merak ettiğimiz şey şuydu:
Bir şehrin kaç adı varsa, acaba kaç farklı hikâyesi vardır?
Diyarbakır’a yalnızca bugünkü adıyla baktığımızda, önümüzde modern bir şehir görürüz.
Ama “Amid” dediğimizde başka bir kapı açılır.
“Amida” dediğimizde Roma ve Sasani dünyalarının mücadeleleri karşımıza çıkar.
“Kara-Amid” dediğimizde tarihî kullanımların başka bir katmanına ulaşırız.
“Diyar-Bekr” ve “Diyarbekir” dediğimizde ortaçağ ve Osmanlı tarihinin farklı dönemleri görünür.
“Diyarbakır” dediğimizde ise modern Türkiye’nin şehir adı karşımıza çıkar.
Aynı coğrafya.
Aynı surlar.
Aynı Dicle.
Ama farklı zamanlar.
Farklı insanlar.
Farklı diller.
Farklı hafızalar.
Belki de şehirleri anlamanın en güzel yolu, “Bugünkü adı ne?” diye sormakla yetinmemektir.
Bir de şunu sormak gerekir:
“Bu şehir, benden önce yaşayan insanlara kendisini hangi adla tanıtıyordu?”
Ve daha da önemlisi:
“Bugün kullandığımız isim, geçmişteki isimleri unutturmalı mı; yoksa onların taşıdığı hikâyeleri de beraberinde yaşatmalı mı?”
Benim için Diyarbakır’ın isimleri üzerine başlayan o sıradan sohbetin asıl sürprizi buydu.
Başta bir kelimenin peşine düşmüştük.
Sonunda binlerce yıllık bir şehrin hafızasına bakarken bulduk kendimizi.
Ve galiba bazı şehirlerin tek bir adı olmaz.
Bazı şehirlerin, yaşadığı her çağdan kalan bir adı vardır.
Diyarbakır da onlardan biri.
“Sen her şeyi insan ilişkilerine bağlıyorsun,” dedi.
Elif de:
“Sen de herkesi haritanın üzerine yerleştiriyorsun,” diye cevap verdi.
İkimiz de güldük.
Fakat bu küçük atışmanın aslında Diyarbakır tarihini anlamak için güzel bir anahtar olduğunu düşündüm.
Çünkü şehirlerin tarihini yalnızca savaşlar, hükümdarlar ve fetihlerle okumak eksik kalabilir. Aynı şekilde yalnızca insanların gündelik yaşamına bakıp siyasi ve coğrafi şartları göz ardı etmek de tabloyu tamamlamaz.
Bir şehrin hikâyesi hem stratejiyi hem insan ilişkilerini içerir.
Amida Höyüğü Bize Başka Bir Şey Söylüyor
Araştırma sırasında bizi en çok etkileyen yerlerden biri de Amida Höyük oldu.
Diyarbakır Valiliği’nin verdiği bilgilere göre Amida Höyük, şehir surları içerisinde yer alan ve bilinen en eski yerleşim alanlarından biri. Buradaki yerleşimin MÖ 7000 civarında başladığı ve günümüze kadar devam ettiği belirtiliyor. Kazılarda tarih öncesi dönemlerden Yeniçağ’a kadar uzanan çeşitli buluntular ortaya çıkarılmış. Diyarbakır Valiliği
Bunu okuyunca Murat telefonu masaya bıraktı.
“Düşünsene,” dedi. “Bir insanın burada yaşadığı zamandan bugüne binlerce yıl geçmiş.”
Elif sessiz kaldı.
Sonra şöyle dedi:
“Ve biz bugün o şehre hangi isimle hitap edeceğimizi tartışıyoruz.”
Bu cümle bence hikâyenin en güzel noktalarından biriydi.
Çünkü şehir bizden çok daha yaşlı.
Biz ona bir isim veriyoruz, başka bir nesil başka bir isimle anıyor, başka bir dil başka biçimde söylüyor.
Ama taşlar kalıyor.
Surlar kalıyor.
Dicle akmaya devam ediyor.
Ve şehir, bütün bu isimlerin arasından kendi hikâyesini taşımayı sürdürüyor.
Diyarbakır Adını Ne Zaman Aldı?
Gelelim bugünkü isme.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Diyarbakır sayfasına göre şehir, 10 Aralık 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile bugünkü “Diyarbakır” adını aldı. Bakanlığın aktardığı bilgiye göre Atatürk’ün 1937 yılında halka yaptığı bir konuşmada şehrin adından Diyarbakır olarak söz etmesi de bu süreçle bağlantılıdır. Diyarbakır Kültür ve Turizm Müdürlüğü
Burada da isim değişiminin yalnızca bir kelime değişikliği olmadığını görmek mümkün.
Çünkü Cumhuriyet döneminde idari ve kamusal dil yeniden şekillenirken şehir adlarının standartlaşması da bu dönüşümün parçalarından biri oldu.
Böylece Diyarbekir ve benzeri tarihî kullanımların yanında, bugün resmî olarak kullandığımız Diyarbakır adı yerleşti.
Ama eski isimler tamamen yok olmadı.
Tarih kitaplarında,
arşiv belgelerinde,
edebî eserlerde,
yerel hafızada
ve insanların anlatılarında yaşamaya devam ettiler.
Belki de bu yüzden “Diyarbakır’ın kaç adı var?” sorusunun cevabı yalnızca altı kelimelik bir liste değildir.
Bu soru aslında:
“Bu şehir kaç farklı dönemin hafızasını taşıyor?”
sorusuna dönüşüyor.
Peki Gerçekten Kaç Adı Var?
Şimdi baştaki soruya dönelim.
Tarihî kaynaklarda ve resmî kültür kaynaklarında öne çıkan adları sıralarsak:
Amid
Amida
Kara-Amid
Diyar-Bekr
Diyarbekir
Diyarbakır
Bunlar, Diyarbakır için tarih boyunca kullanılan başlıca adlar olarak karşımıza çıkıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı da bu isimleri birlikte zikrediyor. Diyarbakır Kültür ve Turizm Müdürlüğü
Fakat “kesin olarak sadece altı adı vardır” demek yerine, “başlıca tarihî adları arasında altı önemli kullanım bulunur” demek daha sağlıklı.
Çünkü farklı kaynaklar farklı dönemlerin yazım ve dil özelliklerini öne çıkarabilir.
Üstelik şehir adlarının tarihini araştırırken bir başka mesele daha vardır: Bir adın resmî olmasıyla halk arasında kullanılması aynı şey değildir.
Bir şehirde resmî belgede bir isim bulunabilirken, insanlar günlük hayatta başka bir biçimi kullanabilir.
Bu durum Diyarbakır gibi binlerce yıllık geçmişe sahip şehirlerde daha da anlamlıdır.
Bir Şehrin Birden Fazla İsmi Olması Ne Anlatır?
Bence hikâyenin asıl ilginç tarafı burada başlıyor.
Bir şehrin birkaç adı olması, onun “kararsız” bir şehir olduğunu göstermez.
Tam tersine, çok katmanlı bir geçmişe sahip olduğunu gösterir.
Diyarbakır’ın adı;
Antik çağların Amid/Amida dünyasından,
ortaçağdaki Diyar-Bekr kullanımına,
Osmanlı döneminde görülen Diyarbekir biçimine,
modern Türkiye’deki Diyarbakır adına
uzanan uzun bir çizgi oluşturuyor. İranica Online+1
Bu çizgi üzerinde sadece devletler yok.
Tüccarlar var.
Çiftçiler var.
Zanaatkârlar var.
Dinî topluluklar var.
Farklı dilleri konuşan insanlar var.
Aynı sokakta farklı hayatlar yaşayan aileler var.
Ve bütün bunların üzerinde, zamana direnen bir şehir var.
Sonra Masadaki Soru Değişti
Sohbetin sonunda Murat tekrar telefonu eline aldı.
“Başta ne soruyorduk?” dedi.
“Diyarbakır’ın kaç adı var?” dedim.
Elif gülümsedi.
“Artık o soru biraz küçük kaldı.”
Haklıydı.
Çünkü artık asıl merak ettiğimiz şey şuydu:
Bir şehrin kaç adı varsa, acaba kaç farklı hikâyesi vardır?
Diyarbakır’a yalnızca bugünkü adıyla baktığımızda, önümüzde modern bir şehir görürüz.
Ama “Amid” dediğimizde başka bir kapı açılır.
“Amida” dediğimizde Roma ve Sasani dünyalarının mücadeleleri karşımıza çıkar.
“Kara-Amid” dediğimizde tarihî kullanımların başka bir katmanına ulaşırız.
“Diyar-Bekr” ve “Diyarbekir” dediğimizde ortaçağ ve Osmanlı tarihinin farklı dönemleri görünür.
“Diyarbakır” dediğimizde ise modern Türkiye’nin şehir adı karşımıza çıkar.
Aynı coğrafya.
Aynı surlar.
Aynı Dicle.
Ama farklı zamanlar.
Farklı insanlar.
Farklı diller.
Farklı hafızalar.
Belki de şehirleri anlamanın en güzel yolu, “Bugünkü adı ne?” diye sormakla yetinmemektir.
Bir de şunu sormak gerekir:
“Bu şehir, benden önce yaşayan insanlara kendisini hangi adla tanıtıyordu?”
Ve daha da önemlisi:
“Bugün kullandığımız isim, geçmişteki isimleri unutturmalı mı; yoksa onların taşıdığı hikâyeleri de beraberinde yaşatmalı mı?”
Benim için Diyarbakır’ın isimleri üzerine başlayan o sıradan sohbetin asıl sürprizi buydu.
Başta bir kelimenin peşine düşmüştük.
Sonunda binlerce yıllık bir şehrin hafızasına bakarken bulduk kendimizi.
Ve galiba bazı şehirlerin tek bir adı olmaz.
Bazı şehirlerin, yaşadığı her çağdan kalan bir adı vardır.
Diyarbakır da onlardan biri.